Bir özür dilemek istiyorum, öyle bir özür dilemek istiyorum ki, sözlerim tüm insanlığın sözleri ve muhatabım, seslenmek istediğim herkes olsun! Bir özür dilemek istiyorum, öyle bir özür dilemek istiyorum ki, özrümü dilediğim anda kalbi kırık tüm insanların yaraları iyileşsin, ne kadar zalim varsa da yürekleri yumuşasın.

Özür dileyeceğim. Peki ya kimden dileyeceğim? Nalburlardan dileyeceğim tabii ki de. Peki ya niçin nalburlardan özür dileyeceğim? Çünkü nalburlar en asil duyguların insanlarıdırlar ve onların varoluşlarına kast etmeye başlamış yeni dünya düzenini artık tartışma vaktimiz geldi de geçiyor.

Hangimiz bir nalbur dükkanının karmakarışıklığına kapılıp da kendimizi alternatif bir dünyada yaşıyormuşuz gibi hissetmedik ki?

Günün birinde kendimi aniden asma kilide ihtiyaç duyan bir insan olarak buluvermiştim. Asma kilide ihtiyacım vardı, nereden alacağım hakkında bir fikrim yokmuş gibi hissediyordum ve aklıma aniden nalburlar geldi. Evet, asma kilit dediğin şey nalburdan alınırdı. Bugüne kadar hiçbir zaman bir nalbur dükkanına gidip de yarım kilo kıyma, iki kalıp beyaz peynir ya da bilgisayarıma yedek batarya almaya çalışmamıştım. Ne zaman sikimsonik bir şeye ihtiyacım olsa, ancak o zaman nalburun kapısından içeri girmiştim. O adamlardan menfez kapağı, bahçe hortumu, zımba teli talep etmiş, hiçbir zaman da karşılık bulamadığım olmamıştı. Sadece ben değil, bütün insanlık nalburlara karşı böyleydi. Bu adamlara metrik kulp vidası, zımpara, bel küreği, silikon, urgan, el arabası, pimaş boru, irili ufaklı bir sürü çivi, vida ve adı aklımıza sadece ihtiyacımız olduğunda gelecek tonla boku püsürü sattırıyorduk.

İşte karşınızda bir adet korniş stoperi. Nam-ı diğer brit. Vakti zamanında Türk halkı bunu Leyla ile Mecnun dizisi ile sil baştan hatırlamıştı, sanırım yine unutuldu. Mahallenizin nalburundan bunu da talep edebilirsiniz.

Tütüncü tütün satar, tütün satmasa zehirlenmekle alakalı şeyler satar. Manav meyve satar, meyve satmasa sebze satar. Balıkçı balık satar, ona en fazla balığı ayıklatabilirsiniz. Gözlükçü gözlük satar, elini taşın altına koyacaksa en fazla plaketlerinizi bedavaya değiştirir. Herkesin kendi işini yaptığı bu dünyada göreceğiniz üzere nalburların üzerine çok fazla yük bindirilmiş vaziyettedir. Nalbur dışındaki bütün esnaflar belirli hatlar ışığında ticaret yaparken, nalburlar birbiriyle alakasız bir sürü irili ufaklı eşyayı dükkanında bulundurmak zorundadır. Beni garipsemeden önce lütfen kendi fikirlerinizi bir tahlil edin. Eğer nerede satıldığını bilmediğimiz bir nesnenin kesinlikle nalburda satıldığı hakkında kesin yargılara sahipsek, nalburlardan bir özür dilemek boynumuzun borcudur. Bence herkes bir kereye mahsus olmak üzere nalburlardan özür dilemeli ve yanaklarına bir buse kondurup bu korkunç arz-talep ilişkisini tekrar gözden geçirmelidir.

Arz ve Talep ilişkisinin temellerini İbrahim ibn Edhem (718-782) atmış, Adam Smith (1723-1790) tarafından popüler hale getirilmiştir. Nalburiye sektörünün tarihi ise bu iki adamdan bile eskidir.

Kimileri çıkıp da bana ‘bir milyoncu’ örneği vererek, tek mazlumun nalburlar olmadığını söyleyebilir. Ancak-fakat hayır! Eğer bir milyoncuda sürahi satılmıyorsa, kasiyere gidip de neden orada sürahi satılmadığını soramazsınız, buna hakkınız yoktur çünkü bazı işletmeler bir milyona sürahi satmak istemeyebilir. Nalburlukta ise böyle bir şans yoktur, eğer bir nalbur dükkanında kazma, silikon veya çift taraflı bant satılmıyorsa bunun hesabını sorabilirsiniz. O küçük dükkanlarının duvarları arasında, ‘Ey Nalbur Adam, sen hangi cüretle silikon tabancası satmıyorsun?’ diye bir soru cümlesi yankılandığında, nalburlar bu sorunun cevabını vermeye mesuldür. Bir ‘bir milyoncu’ sürahi satmamakta özgürdür ama bir nalbur silikon tabancası satmamakta özgür değildir. Bir nalbur; manavda, kasapta ya da mahalle bakkalında satılmayan her şeyi satmakla mükelleftir. Bu mükellefiyeti ise yüzyılların beklentileri oluşturmuş, yüzyılların beklentileri de nalburlarda yüzyılların yorgunluğunu yaratmıştır.

Ortalama bir ‘Bir Milyoncu’ mağazası. Gördüğünüz gibi her şey düzenli, her yer temiz ve gerektiği kadar ışık alıyor. Bu adamların kaderi nalburla ile bir olabilir mi? Bir milyoncular klimalı ve otomatik şekilde açınıp kapanan dış kapıları ile modern dünyaya istedikleri gibi hizmet ederken, nalburları daracık dükkanlara, tozlu ve pis raflara, büyük bir yalnızlığa hapsetmişiz.

Kelli felli adamlara cırt sattıran bu kahpe düzen sana bana ne yapmaz? Eşinden çocuğundan çok boya kutusu ve badana fırçası gören bu insanlara dönüp de el uzatmayacak mıyız? Oysaki bu adamlar oldukça hisli ve yaratıcı kimselerdir. Kelli felli dediğime bakmayın, aklınızda pala bıyıklı dev gibi dayılar oluşmasın. Bu insanlar senin benim gibiler ve dükkanlarının önlerine pimaş borular ile yaptıkları sanatsal eserlerini sergiliyorlar. Bu heykellerin baş kısmına baret takarak sanat/zanaat ikileminde boğulsalar da dükkanlarının içindeki o keşmekeş ve heykellerindeki sadelik karşılaştırıldığında, nalbur insanların ruhlarında Dadaist bir tavrın cesaretini görmek zor olmuyor.

Emeğin kan, ter ve gözyaşı ile birleşmesinden doğan meslek: Nalburluk.

Yaptığım derin araştırmalardan sonra tarihin tozlu sayfalarından çıkardığım sonuçlara göre nalbur, eskiden nal yapan kişiye verilen bir isimmiş. Daha sonrasında bu insanlara çivi, kilit, menteşe gibi eşyalar sattırılmaya başlanmış. Zaman ilerlemiş, müşteri kaçırmamak için demircilik yapar olmuşlar. Hatta araştırmalarıma göre Eski Roma döneminde nalburlar savaş aletleri dahi yapmaya başlamışlar. Şimdilerde ise onlara inşaat malzemeleri, boyalar, tamir ekipmanları, tuğla, fayans, ısı yalıtımı, ses yalıtımı malzemeleri ve bir sürü ıvır zıvır daha sattırıyoruz. Vakti zamanında savaşların seyrini değiştiren bu insanları bir kenara atıp, askeri teknolojiyi makine, elektrik, mekatronik, malzeme ve metalurji mühendislerinin insafına bırakmışız. Nalburlar ise geriye kalan ‘her şey’ üzerine bir sektör kurmak zorunda kalmışlar.

Günümüz teknolojisi ile karşılaştırıldığında nalburların askeri teknolojiyi bırakmaları bir yandan da iyi olmuş gibi. İşte karşınızda bir katapult örneği.

Nalburların güncel sorunlarına dönmek gerekirse, yapmış olduğum yeni araştırmalar sonrasında gördüm ki, nalburlar da kendi enternasyonal buluşmalarını kurmuş vaziyette. Pandemi nedeniyle iki sene boyunca ara verilen İstanbul Hırdavat Fuarı 2022 senesi itibariyle 6. defa gerçekleştirilecek. Belki de pandemi bir bahaneydi, Covid-19 salgını nalburların bu fuarlarda birleşip, ortak bir fikir geliştirerek bu düzeni bozacaklarından korkan insanlar tarafından insanlığımıza illet edilmiş olabilir.

Olsun, nalburlar fiziksel olarak yan yana gelmese dahi, Türkiye’nin Nalbur portalı olan Nalbur Teknik isimli bir site kurulmuş ve internet üzerinden birbirleri ile kolektif bir çalışma içerisine girmişler. Siteye ilk girdiğimde gözüme çarpan başlık esasında beni pek de şaşırtmadı. Haber konusu şuydu: ‘Sektörde güven eksikliği var.’ Dış güçler bu sektörün içine çoktan girmiş vaziyette ve insanların sinir uçlarıyla oynamakta.

Bu yozlaşmaya dur de!

Sitede uzun uzun gezindim, Henkel’in karlı bir büyüme gerçekleştirdiği yazıyordu, araştırmalara göre Türkiye’nin yüzde kırk dokuzunun gece yatarken kapısını kilitlemediği yazıyordu, büyük çaplı inşaat projelerine hız veren Kamerun’un, yapı malzemeleri açığını ithalat ile kapatmaya çalıştığı yazıyordu. Bunun gibi bir sürü şey daha okuduktan sonra canım sıkıldı ve bu siteden çıktım. Çünkü nalburiye dostu gibi gözüken bu sitede dahi nalburiye ve hırdavat esnafının asıl sorunlarından bahsetmemişler, görmezden gelmişlerdi. Belki de ülkemizde basın özgürlüğü hakkındaki soru işaretlerinden dolayı bunun haberini yapmamış da olabilirler. Bilemiyorum. Bildiğim tek şey var ki, o da nalburların düşmanının Yapımarketler olduğudur.

1995 ila 1999 yılları arasında Türkiye’de de faaliyetlerde bulunmuş bir şirket, ‘Götzen’. Daha sonraları bu şirket ticari hayatında ‘Tekzen’ ismiyle devam etti. Sebebini hepimiz tahmin edebiliyoruz.

Hiç lafı dolandırmadan söyleyeceğim ki, vakti zamanında ara bağlantı buatı için bile bu adamları rahatsız edip, onlardan bunu talep ederken, bir anda hiçbir şey olmamış gibi ‘Hoşça kalın baylar, bizler artık Yapımarketlere gidiyoruz.’ mu diyeceğiz? Atlarımıza nal çakarken önce kendi kullandıkları malzemeleri bizlerle paylaştılar, sonra yeni fetihlerimiz için bize silahlar yaptılar, sırf halk ile kontakta kalmak için her şeyi satma motivasyonu içine girdiler ve biz bu insanlardan ne özür dilemediğimiz gibi bir de sırtlarından bıçakladık. Bir özür gerek baylar, kesinlikle bir özür gerek!

Eğer bugün nalburlara oynanan bu büyük oyuna ses çıkarmazsak, sıra bize geldiğinde de tüm nalburlar derin bir sessizliğe gömülecektir.

Bir özür dilemek istiyorum, öyle bir özür dilemek istiyorum ki, kimse ne diye nalburlardan özür dilediğimi sorgulamasın bile. Bir özür dilemek istiyorum, öyle bir özür dilemek istiyorum ki, Nalburunlu Yarasaların bile soyu tehdit altına girmesin. Çok mu şey istiyorum?

Nalburunlu yarasa ya da Nalburun yarasa, Rhinolophidae yarasa familyasını oluşturan yarasalara verilen isimdir. Yaşayan tek cinsi olan Rhinolophus dışında soyu tükenmiş bir cins olan Palaeonycteris de tanımlanmıştır. Bazen Rhinolophidae familyası içinde de sınıflandırılan Hipposideridae familyası ile yakın akrabadır. Nalburunlu yarasalar altı alt cinse ve birçok tür grubuna ayrılırlar. Tüm nalburunlu yarasaların ortak atası 34 ila 40 milyon yıl önce yaşamıştır ancak bu familyanın coğrafi kökeni belirli değildir ve familya biyocoğrafyasını ortaya koyma çabaları sonuçsuz kalmıştır. Genetik kanıtların gösterdiği birçok tür kompleksinin olma olasılığının yanı sıra daha önceden ayrı bir tür olarak tanımlanmış yarasaların aslında başka taksonlardan çok az genetik farklılık göstermesi sonucu taksonomileri karmaşıktır. Çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgeler olmak üzere Afrika, Asya, Avrupa ve Okyanusya kıtalarında, Eski Dünya’da yaşarlar.

Yorum bırakın