Beynimde bir sürü düşünce dönüp duruyor, bunların bir kısmı hayal, bir kısmı planlar, bir kısmı geçmişe dair düşünceler ve bir kısmı da tedirgin düşünceler. Zihnimin içinde dolaşan görüntüler ve kelimeler beni esareti altına alıyor, sessiz bir odanın içerisinde dakikalarca kendimle baş başa kalıyorum. Düşünüyorum, düşünüyorum ve düşünüyorum… bir şeyler hakkında, bir şeyler ve bir şeyler düşünüyorum. Neden? Bilmiyorum. Sanırım tek gerekçem var olmak.

Beynim, var olduğu günden beri kendi kendini yok etmeye çalışıyormuş gibi hissediyorum. Bir şeyler düşünmeye başladığım ilk günlerden beri aklımda olup biten şeyler beni mutsuz etmeye, endişelendirmeye veya umutsuzluğa sürüklemeye çalışıyor. İnsan böyle bir beyne sahip olduktan sonra gerçekten de dışarıdan bir düşmana ihtiyaç duymuyor. Böylesi bir canavara rağmen hayatta bir şeyler yapmaya çalışmak gerçekten çok zor. En mutlu anımda bile seneler önceki rezalet bir halimin görüntüleri gözlerimin önüne düşüyor! En huzurlu anımda bile çocukluğumda çok mutsuz geçirdiğim bir gecenin iç sıkıntısı yüreğimin ta ortasına saplanıyor. Bir şeyler başardığımı hissettiğimde bile yapamadıklarımın hayal kırıklıklarıyla irkiliyor, etrafıma boş boş bakıyor ve büyük bir boşluk duygusunun içine düşüyorum.

Bırak etrafındaki insanları, insan kendisini bile bir türlü mutlu edemeyince duraksıyor ve diyor ki, ‘Ne için çabalıyorum ulan ben, neyim peşindeyim?’ İnsan kendisine bu soruyu sormaya başladıktan sonra ne yazık ki hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Descartes var olup olmadığı hakkında çelişkilere düşmüştü. Evet, vardı, kendisini hissediyordu ama aslında olmayabilirdi de! Peki ya varlığını kesinlikle ispatlayacak bir şey var mıydı? Kendisine bu soruyu sordu ve kendisini bu şekilde cevapladı: ‘Varlığımdan şüphe ediyorum. Ama varlığımdan şüphe edişimden şüphe edemiyorum. Ben var olmayabilirim ama şüphem var! Varlığımdan emin değilim ama varoluşuma karşı beslediğim şüpheden eminim. Bu şüphe, bu düşünce… var! Bunu düşünen ben isem, ben de varım. Demek ki, düşünüyorum, öyleyse varım!’
Descartes’in varlığını Descartes’e ispatlayan düşünceleriydi. Ancak-fakat Descartes’in, varlığına dair derin düşüncelere dalıp, var oluşu üzerine ispatlar aramasına sebep olan da düşünceleriydi. Evet, düşünceler hem bir şüphenin yaratıcısı hem de bu şüphelerin birer cevabıydı. Düşünceleri önce onu dibi karanlık bir kuyuya atıyor, sonra da onu kuyudan çıkartıyordu. Peki ya bu süreçte hiçbir şey olmadı mı? Kuyuya düşen adam epey hırpalandı. Üstü başı kirlendi, belki birkaç kemiği incindi, derisi çizildi ve belki kaşı gözü morardı.

Descartes’in yaşamış olduğu bu ikilemi ben de içimde yaşamaktayım. Varlığım veya yokluğum hakkında düşüncelere uzun zamandır dalmıyor olsam da, düşüncelerimin gazabına uzun süredir uğruyorum. Düşünmek çok kahpe bir olay, insanı vezir de yapabiliyor rezil de. Kimilerine göre düşünmek dediğimiz olay varlığımızın bir ispatı, kimilerine göreyse düşünmek, yok oluşumuzu hazırlayan bir işleyiş. Bizi kendi içimize çekiyor, saçma sapan sorunlarla nöronlarımızı zorluyor, cevapsız sorularla sistemimizdeki boşlukları gıdıklıyor. Bakıldığında, dünya üzerindeki tüm dinler insanın oyalanmaması gerektiği sorulara cevap bulmak üzerine kurulmuştur.
Buraya nasıl geldik? Tanrı yarattı.
Neden buradayız? Tanrı öyle istedi.
Buradan nereye gideceğiz? Tanrı’nın reva gördüğü yere.
Bir dine ya da Tanrı’ya inanmayan insanlar bu soruları zaman zaman kendine sorar ve sırtı terleyip de yorulana kadar düşünür. Bir şeylere veya en azından kendine ait düşüncelere inanmaya başlayana kadar da ruhu bu sorularla çalkalanıp durur.

ve inançlarına cevap muamelesi yapar.
Düşünceler insanı kendisinden şüphe ettirir. Sonra düşünüyor olmasını bir gerekçe olarak gösterip var olduğuna ikna ettirir. Var olmak insanı daha farklı şüphelere iter ve insan bir yerden sonra öylesine sıkılır ki, ‘Keşke hiç var olmasaydım.’ der. Varlığımıza dair en büyük ispatımız, yokluğumuza istenç yaratan ile aynıdır. Çok kahpe bir şeydir düşünmek. Düşünebiliyor olmak, insanın en büyük kanseridir. Bu yüzden kendini aydın olarak nitelendiren bir sürü insan, bilinçsizliği ve cahilliği en büyük erdem, en büyük mutluluk olarak görür. Peki ya gerçekten de böyle midir? Bilmiyorum.

O insanlar gezegenimize hizmet etti ama kendi içlerinde çok büyük sınavlar atlattılar.
Aklı başına geldiği günden beridir etrafını izleyen, gözlemleyen, kendi içinde olup bitene bir anlam katmaya çalışan ve beyni, kendi şahsiyetini bitirmeye çalışan bir insan olarak söylüyorum ki: Hayat, ona kafamı takacağım kadar değerli değil. Ne yaparsam yapayım cevap bulamayacağım. Sorularıma ispatlarım olsa bile cevaplarım olmayacak. Her tezime bir antitez yaratacak, hiçbir sentezden kesinlikle emin olamayacağım. Öyleyse hiçbir şeyin kesin olmadığı bu evreni niçin kafamı takayım ki? Kendimi niye mutsuz edeyim? Hayal kırıklıklarım ya da başarısızlıklarım bu saatten sonra canımı niye yaksın? Ne yaparsak yapalım boşa gidecek bir dünyada yaşıyoruz. Hiçbir emek önemli değil, hiçbir ölüm kutsal değil. Her soru cevaplı değil, hiçbir cevap da derdimize derman değil. Kendimizi bir şeylere kaptırmışız, bir şeylere inanmışız ve takvaya girenlerimiz bile kendi çıkarına koşmaktan başka bir şey yapmıyor.

Hayat, ona kafamı takacağım kadar değerli değil. Bir zamanlar onun için çok mesai harcamış olsam da, bir zamanlar onun üzerine çok şey düşünmüş olsam da, bir zamanlar en büyük kaygım haline getirmiş olsam da; hayat, ona kafamı takacağım kadar da değerli değil! Eğer tam şu anda ölecek olsam, sanırım tek üzüntüm daha önce ölmemiş olmaktır. Zira onca zaman sonrasında artık arkamda bırakacağım insanlar biriktirdim, öylece ölüp gitmem onlar için kötü bir hadise olurdu. Evet, bunu da kendime ve size itiraf ettikten sonra anlıyorum ki, gerçekten de hayatı kafama takmayı bırakmış birisiyim. Ölürken bile üzüntüm kendim için değil, yoksunluğumu hissedecek insanlar için. Keşke o insanlar da benim gibi düşünse ve hayatı kafalarına takmasalar. Ama yapacak bir şey yok, hepsi sorularına kesin cevaplar bulmuş vaziyette ve sokaklarda yürüyüp duruyorlar. Bir fincan kahve içmek ile güneşli bir günde intihar etmek arasında çok büyük bir fark olduğunu düşünmekteler.

