Yıllar boyunca her insan gibi benim de canım çokça sıkıldı, her insan gibi ben de bir şeyler ve bir şeylerle oyalanmak istedim. Bir kitap okuyasım geldi, gittim en önce mizahi olanları okudum. Bir film seyredesim geldi, gittim en önce komik olanları izledim. Bir hayal kurasım geldi, uzandım ve sadece komik şeyler düşündüm. Tornistan Çukur’un fikirlerini henüz sıcağı sıcağına takip etmiş birisi olarak her şeyi karikatürize etme yeteneğimle bir yandan gurur duysam da hayatı olması gerekenden fazla karikatürize edince de her şeyi saçma ve gülünç bulmak çok olağan bir hale geliyor. Sanki bebekken lsd kazanına düşmüşüm de, her şeyi tekrar tekrar anlamlandırmakta ve olur olmadık gülmemek için kendimi zor tutmaya çalışıyorum. Peki ya böyle bir insan tüm bedeniyle, ruhuyla, kemiğiyle evrendeki çirkinliklerden nefret ediyorsa ne olur? Dudağına tabak asanlara bakar, onları izler, onlara güler ve var olmamayı özler.

İnternete ‘dudaklarına tabak takan kabile’ diye arattığınızda karşınıza çıkan ama Etiyopya’nın etnik dağılımını incelediğinizde kendilerine başlıca yer verilmemiş Mursi halkını bilir misiniz? Bu cümlem sonrasında kim olduklarını artık biliyorsunuz. O insanlar da senin benim gibi, ağlıyorlar, gülüyorlar, acıkıyorlar, uyuyorlar, seks falan yapıyorlar. Niye? Çünkü insan, insandır ve dudaklarının arasında tabak taşımak kimseyi farklı bir canlıya çevirmez.
Eğer aptalsanız, dudağında tabak taşıyan insanlara baktığınızda ürkebilir, onların esasında insan olmadığını iddia edebilirsiniz. Mesela İspanyollar Güney Amerika’yı at sırtında gezmeye başladıklarında, o güne kadar Machu Picchu gibi bir kenti kurabilecek seviyeye gelmiş olmalarına rağmen ‘binek hayvan’ diye bir tabire aşina olmayan yerel halklar, at ile insanın aslında tek bir varlık olduğunu düşünmüş, onlardan korkmuşlar ve onlara biat etmişlerdi. 180 tane İspanyol askeriyle 40 bin kişilik bir ordunun içinden geçen Francisco Pizzaro’nun nasıl bir tecrübe yaşadığını düşünebiliyor musunuz? İyi ki bizler ata binmiş insanları görünce aklı çıkıp da koca medeniyeti yabancıların eline bırakan İnkalar kadar ürkek değiliz de, dudaklarının arasına tabak yerleştiren Mursilere karşı dirayetimizi koruyabiliyoruz.

Peki ya bu Mursiler manyak mı da dudaklarını kesici bir ilkel aletle kesip, aralarına irili ufaklı tabaklar koyuyorlar? Manyak olduklarından değil. Evet, belki biraz manyaklık ama sebepsiz bir manyaklık değil bu. Onların ‘güzellik’ algısı böyle bir şey. Nasıl bir temelden çıkmış, nasıl bir kafanın ürünü, nasıl bir gelenek bilinmez! Ürkütücü de olsa onlardan korkmuyoruz ama bu insanların var olduğunu gören ‘bizlerin’ içten içe onlara bakıp da ‘Yapacağınız işi sikiyim.’ dediğini duyar gibiyim. Peki ya bizim yaptığımız işleri kim sikmeli? Modern insanın ağzından tabak sarkmasa bile garipsenecek davranışları var.

Tabii ki de karşınıza ameliyatla köpek olan adam, ameliyatla zebani olan adam, ameliyatla sıralı otogaz sistemi olan adam haberleriyle çıkacak değilim ama sırf kendimizi bir forma sokmak için saçlarımıza kaynak yaptırıyoruz, doğal renklerin dışında renklere boyuyoruz, vücudumuza dövmeler yaptırıyoruz, kulağımızı, dudağımız, burnumuzu deldiriyoruz! Bıçak altına yatıyor yüzümüzü şekillendiriyoruz, kilo vermek için kendimizi aç bırakıyoruz, sürekli kıllarımızı kesiyoruz, toptan kesemediklerimize şekil vermek için para ve zaman harcıyoruz. Ne için? Güzel gözükmek için. Bir Mursi’nin yaptığını modern insanlar olarak biz de yapıyoruz! O ne yapıyor? Dudağına tabak asıyor. Biz ne yapıyoruz? Jawline.
Garip bir adamım. Doğru kerata seçimi için internette araştırmalar yapabilirim. Norveç’in devasa misk öküzleriyle hiçbir alakam olmamasına rağmen onların fotoğraflarına bakabilirim. Hayatımda daha önce hiç marmelat yiyip yemediğim hakkında çetin düşüncelere dalabilirim. Gün yüzünde neler olduğunu merak edip, kendime ‘Kimden adam olmuş ki?’ diye sorular sorabilirim. Peki ya iç dünyasında bu şekilde vakit geçirebilen bir insanın karşısına, dudağına tabak asmış siyahi bir kadın çıktığında ne yapabilir? Belki ilk başta korkar, sonra garipser, samimiyet seviyeme göre taşak geçer ya da kendi içimde yargılarım onu. Bir Mursiyi rahat bırakıp da, modern insana dönelim. Hayalindeki Russian Lips için on beş gün sonrasına operasyon randevusu almış bir insan karşısında ne yaparım? Bana vermiş olduğu o bilgiyi götüme sokar, sanki hiç duymamış gibi hayatıma devam ederim. İşte bu da benim ikiyüzlülüğüm olsun. En az bir Sentinelli kadar ikiyüzlü bir insanım ben de. Bunu kimseden saklayacak, inkar edecek değilim, zira ben de en az bir Sentinelli kadar insanım.

İlkel birisi bir şey yapınca onun çağ dışı olduğunu düşünür, artık yaşamaktan dolayı kafayı yemiş DNA’lara sahip insanların yaptıklarına da soytarılık ilan ederiz. Bu ikisi arasında, toplumun genel olarak kabul ettiği şekilde hareket eden insanları kabul etmek de alışkanlığımız olmuş. Eğer bütün dünya dudağına tabak assaydı, kulağına küpe takmış bir kabile gördüğümüzde onu çok garipser, kimi başka tarihsel olayları örnek vererek itin götüne sokardık. Çünkü bizler en az Sentinelliler kadar yaygaracı ve kendinden olmayana karşı acımasız kimseleriz. Ve size bir şey söyleyeyim mi, bizden ne bir vahşi ne de bir soytarı bile olmaz! Evet… soytarı bile olamadık bu dünyaya.
Günahı icat ettik, günahkar olduk. Normali icat ettik, rezil olduk. Doğruyu fark ettik, yalancı olduk. Bir işin içine insan kadar sıçan yoktur! Ulan öyle dümdüz yaşayacaktık, her şeye isim takma ihtiyacı duyduk, sonra çoğunluğu sağlayınca da azınlıkla böyle dalga geçer olduk. Şimdi bir Mursi topraktan yaptığı evde mışıl mışıl uyurken ben kalkmışım bir yandan onunla dalga geçiyor, bir yandan da beynimizin çalışma mekanizmasının onlardan çok da farklı olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Neyse, kendimi suçlamayacağım. Beni buna mahkum edenler düşünsün. İki ayak üzerine kalkarken kimse bana sormadı. Kırmızıyı fark ederken de kimse bana sormadı. Yerleşik hayata geçerken, demirden aletler yaparken, devletler kurarken, icatlar ve keşifler yapılırken, kıtalar bulunurken, sanayi devrimi gerçekleşirken, dilde sadeleşme hareketleri gerçekleşirken, uçak fabrikası traktör fabrikasına çevrilirken ve Alex de Souza kulüpten kovulurken kimse bana bir soru sormadı! Her şeyi garipsemek de hatam olmasın.

Bir insanı güzel yapan şey nedir? Sarı bir saç ya da büyük bir göt mü? Çakır bir bakış ya da hoş bir tebessüm mü? Bir piercing ya da dolgun bir dudak mı? Saça bulaşan bir mavi ya da pembe mi? Ufak bir burun ya da güzel giyinmek mi? Dudağa bir tabak asmak ya da kalemle yanaklara sahte çil çizmek mi? Bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey varsa o da şu ki: Güzellik bir silahtır ve bana doğrultulmasını istemem, hele hele bir kadının bana ağzında asılı tabakla yaklaşmasını hiç mi hiç istemem. Yüzyılımızda yapılan onca soytarılığa rağmen kalkıp da mazlum bir Mursinin kalbini bu şekilde kırmak istemezdim ama bunu şahsi algılamasınlar. Dudaklarımızdan tabaklar sarkmasa bile modern insanlar olarak biz de az değiliz! Yarın öbür gün ilkellik moda olursa, onlar gibi olmayacağımızın bir garantisini veremiyorum.

