Şu anda çalıştığım yerdeki ilk günümü hatırlıyorum. Yeni bir yere gelmiş olmanın verdiği gerginlik o kadar büyük bir gariplik yaratır ki, burnunuza ilişen bu yeni yerin kokusu bile gerginliğinizi arttırır. Ne yapacağım burada? Ne iş var? Kim gelip gidecek? Falan filan…
Bu yeni yerde gözüme takılan ilk şey bilgisayar olmuştu. Zira mağaza bilgisayarına ne zaman arkamı dönsem, geri geldiğimde sahibinden.com’un açık olduğunu ve bir vespa ilanına bakıldığını fark ediyordum. Bir süre boyunca bunu kimin yaptığını gözlemledim ve karşıma İstemi Abi çıktı. Mağazanın arka kısmındaki atölyede cam kesiyor, makine çalışırken Monte Carlo’sundan bir dal çekip dışarıya sigara içmeye çıkıyor, mağazaya geri geldiğinde bilgisayarın başından vespa ilanlarına ve enpara’nın kredi faizlerini inceliyor, ansızın ‘Allah, cam vardı makinede.’ diye kalkıp arkaya koşuyordu.

İlk başlarda bu durum benim için normal olmasına rağmen günler ilerledikçe sinir bozucu olmaya başlamıştı. Ne zaman bilgisayarda işim olsa veya yanından geçsem ekranda ya vespa ilanı ya da kredi hesaplama siteleri açıktı. Bir zaman sonra içim bu durumdan o kadar sıkılmıştı ki, ekranda ne zaman bir vespa ilanı görsem kendimi kusacak gibi hissediyordum. Psikolojik sorunlar çekmeye başlayacaktım, bir insanın bu kadar dejavu yaşıyor olması zihinsel açıdan çok yorucuydu. Gerçeklik algımı kaybetmiştim.
Yine de İstemi Abi’nin motor sevdası göründüğünden çok daha karmaşık ve zihin bulandırıcıydı, sonradan fark ettim. Öyle ki; günün birinde aniden kendimi bir banka hesabı açmış, o bankadan kredi çekmiş ve motor almaya giderken bulmuştum. Üstelik sürmeyi de bilmiyordum. Beni ikna eden tek unsur, İstemi Abi’nin varoluşuydu. “Öğrenirsin be oğlum.” dedi ve bana motor aldırdı. Garip.

Ben kendime kıçı kırık bir motor almıştım da, peki ya İstemi Abi? O hala ilanlara bakmaya ve kredi seçeneklerini düşünmeye devam ediyordu. Baktım ki kendisi almayıp, bana motor aksesuarları üzerine konuşmalar yapacak, onu kötü giden Türk Ekonomisi üzerinden vurmaya başladım. Mağazada çalışan diğer insanları da bu fikre sokarak ona uzun konuşmalar yaptık.
“Şimdi almayacaksın da ne zaman alacaksın?”
“Makas daralıyor İstemi. Her geçen gün daha da pahalılaşacak!”
“Al kurtul be İstemi. Borca girmeden bir şeyler alma devri değil. Bir şekilde ödersin.”

Bu hikayeyi saçma veya kötü bir şekilde bitireceğimi mi sandınız? Hayır, o kutlu gün nihayet geldi ve birkaç ay önce İstemi Abi yıllardır istediği o motoru aldı. Bu sefer de bize “Siyah aldım ama çabuk çiziliyor.” derken durdurduk onu.
“Siyah güzeldir abi.”
“Satarken rahat edersin.”
“Sarıya mı binecektin abi? Koca adamsın.”
O günler geçti, sırada motor aksesuarlarına girişti. Maaşının yarısına orijinal motor kaskı, maaşı kadar paraya arka demirlik, maaşının iki katına çanta alırken izledik onu uzaktan. Bilgisayarın başına oturdu, nakit avansları ve kredileri inceledi, ertesi gün vespa tişörtü giyip mağazaya geldi.

Kendine vespa aldı. Sonra aksesuarlarını dizdi. Nihayetinde ise Vespa Club İzmir’e katılarak İzmir’i vespasıyla turladı. Değişik bir oluşum gibi gelmişti gözüme. Bu gruptaki insanların tek ortak yanı zengin ve vespa sahibi olmalarıydı. İstemi Abi’nin bu insanlarla tek ortak yanı ise, ödeyeceği paranın %90’ını kredi çekip vespa almış olmasıydı. Vespa süren diğer insanlar ile Çeşme’ye gidiyor, rakılı masalara oturuyor, hep birlikte vespa sahibi olmanın o pür keyfini sürüyorlardı. Tabii takıldığı diğer insanlar ertesi gün işlerine güçlerine devam ederken, İstemi Abi kaskının çizilmiş vizörüne bakarak, ona miras kalmış çok ortaklı evin ne zaman satılacağını düşünüyordu. Vespa gerçekten de onun için bir aşktı.
Peki ya tüm bunları niçin yazıyorum? Çünkü İstemi Abi bunu istedi. Bir blog sitemin olduğunu biliyordu ve günün birinde öylece mağazada otururken şöyle söylemeye başladı: “Aaaah, ahh. Burada yazar kardeşlerimiz var ama bir günden bir güne gelip de ‘İstemi abi seni de yazayım.’ demedi.”
Tehlike çanları benim için çalmaya başlamıştı. Tam o anda bu duruma el koymalıydım ve dudaklarımdan şu cümleler döküldü: “Abi… edebiyat dünyasının işleyiş biçimi Ak Parti belediyeciliği gibi değil ki her tanıdığımı içeri sokayım!”
Bu iş gerçekten de böyleydi. Seneler boyunca bir sürü alkollü ortamda bulunmuştum. Oradaki insanlar kafasının güzelliğiyle birlikte “Sen benim hayatımı yaz var ya… roman olur roman.” dediğini çokça işitmiştim. Ancak-fakat ilk defa birisi bana ayık kafayla gelip kendisini yazmamı istiyordu.

Onu yazmamı ilk istediğinde verdiğim cevapla bu durumdan sıyrıldığımı zannetmişken aylar sonra yine bu cümleyi işittim ondan. Kendisini yazmamı istiyordu. Şimdi insan ne yapabilir? Oturup biyografisini yazacak değilim, İstemi Abi hakkında şiirler kaleme alacak değilim. Bunu yapmaya çalışsam bile beceremem! Yine de denedim. Denemek bile bana pahalıya mal oldu.
Zira yaklaşık bir saat önce bilgisayarımla koltuğuma oturdum, yan tarafımda parmağına oje süren sevgilime dönerek, “Beni rahatsız etme. Halil İstemi abiyi kaleme alacağım.” dedim. Bu garip aktivitem karşısında önce bir durdu, ardından da ‘Bugüne kadar beni bile yazmadın.’ dedi. Göz göze geldik. Haklı değildi, haksız da değildi. En az İstemi abi kadar haksız fakat en az İstemi Abi kadar da beklenti içerisindeydi. Ne yapacağımı şaşırdım. Günün birinde oturup sevgilim hakkında da bir şey yazmak zorundaydım. Ama ondan önce İstemi Abi’yi kaleme almam kalbini kıracaktı. Çok derin ruhsal savaşlar içerisine girdim.
İstemi Abi’nin başlattığı bu akımdan sevgilim de nasibini almıştı. Dalga giderek büyüyordu ki, instagram sayfamda bir ilan vermeyi düşündüm. Ne kadar hısım, akraba varsa bana fax göndersin, isteyen herkesi edebiyat dünyasına sokayım. Eski mahallemdeki bakkal Mehmet, Müşerref teyzem, berberim Saim abi falan filan derken herkesin açığını, hayatını, fikrini, yaşamını dökeyim buraya. Ben de kurtulayım herkes kurtulsun.

İstemi Abi iyi bir insan. İş yükü çok olduğunda eli ayağına dolaşıyor. Edirneli, istediği zaman şiveli konuşabiliyor. Gün boyunca Kent Optik’te çalıştığında yaşadıklarını anlatıyor ve sanırım en sevdiği karakter ‘At Ağızlı Ahmet’.
Sevgilim de iyi bir insan. Zaten iyi bir insan olmasa onunla sevgili olmazdım. Çok çabuk sinirleniyor, sonra hemen pişman oluyor. Denizli’li ama şivesi yok. Annesi bizi ziyaret ettiğinde sanki istese varmış gibi davranıyor. Gün boyunca akşam eve gelip yatağa uzanacağı anı bekliyor ve yemek yemeyi çok seviyor. Bir kahveyle gönlünü alabiliyorsun. Ekonomik birisi.
Müşerref teyzem. Onunla uzun yıllardır görüşmedim. Hatırladığım tek şey, ben beş-altı yaşındayken karşıma oturur ve bana dua okurdu. Okurken sık sık esner ve gözyaşları akardı. Ardından anneme döner ve ‘Bu çocukta çok nazar var Nalan.’ derdi.
Berberim Saim. Tam bir İslam düşmanı. Türkiye’yi sevmiyor. Beni sevgilimle gördüğü zaman arkamdan ‘Misss. Missss…’ diye bağırıyor. Garip bir adam.
İzmir. Yazın çok sıcak. Her yer Mecidiyeköy otobüs durakları gibi.
Kaya tuzu lambası. Hala salonun bir köşesinde duruyor.
Ve ben. Bir sik varmış gibi yazıp durdum kendimi zaten yıllarca. Sonra zaten ‘Saçmalık Mert’tir’ diye bir site kurdum. Şimdiyse yeni sitelerle karşınızdayım…

