Günlerdir hapşırıyorum, genzim kapalı ve ateşim olmamasına rağmen ateşim varmış gibi hissediyorum. İnternete girdiğimde yaşanabilecek yeni bir pandemi yaygaralarını okuyor ve tribe giriyorum. Bu yüzden son üç günüm bol sarımsaklı kelle paça çorbası, nurofen, kalsiyum takviyesi ve omega 3 hapları içerek geçti. Daha önce başarıyla atlattığım bir pandemiden sonra yeni bir hastalığın ilklerinden olmamak için büyük bir çaba sarf ediyor, her günün sonunda eve gelip iki kadeh viski içerek içimdeki mikropları öldürmeye çalışıyorum.

Omega 3 beni hastalıklardan korumaz.
Ama beni hastalıklardan neyin koruduğunu unutmamı engeller.

Bir hastalığın pençesine düşmemek için çabaladığım bu günlerin sonunda yepyeni bir haber almış bulunmaktayım. Bugün işe gittiğimde İstemi Abi’ye ‘Günaydın.’ dedim, arkasını dönüp, ‘Bana büyü yapmışlar.’ dedi. İlginç bir andı. İçtiğim ilaçlar ve aldığım takviyeler sonrasında algılarımın bozulduğunu, insanları farklı algıladığımı düşündüm. ‘Nasıl yani abi?’ dedim.

“Dün akşam kurşun döktürdüm. Bana büyü yapıldığı söylendi.” dedi.

“Kurşun dökülmeden önce büyü yapıldığını biliyor muydun?”

“Yok… kurşun döktürünce ortaya çıktı.”

“Peki ya sen niye kurşun döktürdün?”

“Ben senede iki defa kurşun döktürürüm be yavrum…”

İstemi Abi’den bu cümleyi duyduktan sonra bir şey söyleyemedim. Zira bende hiçbir karşılığı yoktu. En yakın örneği senede iki defa check-up’a giren eniştem vardı lakin o ilim ve fennin ışığında yürüdüğü için arada tam bir alaka kuramadım.

At murattır?

Büyüye inanmıyorum. Kurşun dökmeye inanmıyorum. Evde muska bulsam gider çöpe atarım. Günün birinde çarpılsam bile olayları cinlere yormaz, parapleji komplikasyonundan şüphelenirim. Ancak-fakat İstemi Abi kurşun döktürdükten sonra kendini öyle bir kaptırmış ki hemen annesine haber vermiş, annesi de teyzesiyle birlikte Edirne’den kalkıp Tekirdağ’a, daha önce de gittikleri bir falcıya yola çıkmışlar. Büyüyü kimin yaptırdığını ve nasıl bozabileceklerini soracaklarmış. Falan filan.

Eğer bana büyü yapıldığından en az İstemi Abi kadar emin olsaydım kesinlikle panik atak geçirirdim. Ancak-fakat İstemi Abi’ye baktığımda bu durumu son derece normal karşılıyor ve kahve içip, içtiği kahveden daha önce yaptığı ve yere döktüğü kahvesine paspas çekiyordu.

Temsili.

Eğer bir gün önce bilgisayar başına oturacak olsaydım yazının başlığı ‘Şematron X: İlahi gücün kaynağı!’ olacaktı. İnsandaki din kavramını çeşitli sorularla bir şema halinde irdeleyecek ve çeşitli sonuçlara çıkacaktım. Ancak-fakat tam o sırada İstemi Abi’ye büyü yapıldığını öğrenmemle birlikte yeni yazımın konusu her seferinde olduğu gibi yine çeşitli saçmalıklara, hurafelere kaldı işte. Öncelikle sizden özür diliyorum. Sonra da kendimden. En son da insan beyninden.

İstemi Abi kendisi hakkında bu gerçeği verdikten sonra öylece elimden kaçıp gidemezdi. Onu atölyede sıkıştırdım, ‘Sana soracaklarım var abi.’ dedim. ‘Sor gülüm.’ dedi. Bakıştık. ‘Sana büyü yapıldığından emin misin?’ diye sordum. Bana aynen şu cevabı verdi: “Ya emin gibiydim ama kurşun döktürdükten sonra Cihan Abi’ye de resmini attım, bana, ‘Bu tam olmamış, sen bir daha döktür.’ dedi.”

Kusuruma bakmayın ama ben böyle işin feriştahını da sikeyim! Ben hasta olmamak için evimin mutfağında bütün gece meyve suyu sıkarken dünyanın başka bir kısmında kurşun döktürenler var, kurşun dökenler var, dökülen kurşunu kalite kontrolünden geçirenler var! Bu nasıl bir dünya böyle? Sokakta yanımızdan geçip giden ve haklarında hiçbir şey düşünmediğimiz insanlardan bazıları kurşun döktürüp, bazıları kurşun döküp, bazıları da dökülen kurşunları inceliyor! Buna inanabiliyor musunuz? Ağla bilim, ağla.

Bu insanların bazılarının cüzdanında hurma çekirdeği var.
Bu insanların bazıları kara kedinin uğursuz olduğunu düşünüyor.
Bu insanların bazıları burçlara inanıyor.
Bu insanların bazıları kahve falı baktırıyor.
Bu insanların bazıları merdivenlerin altından geçmiyor.
Bu insanların bazıları sabahın köründe bile kalkıp namaz kılıyor.
Falan filan.

Bu arada Cihan Abi dediğim kişi çok tatlı bir insan ve şaman. Aynı şirkette çalışıyoruz, sadece mağazalarımız farklı. En son onun evine gittiğimde, salonunun zemininde yere alalede bir şekilde serpiştirilmiş tuz, şeker ve un kalıntıları bulmuştum. Ertesi gün sebebini sorduğumda, ‘Ben sana hiç davul çalmadım değil mi Mert?’ diye karşı bir soruyla önüme gelmişti. İçimden, ‘Tamam abi konuları çok güzel değiştiriyorsun ama insan bir ritüel yaptıktan sonra üstünden süpürgeyle bir geçer…’ demiştim.

Cihan Abi’yi severim. İnsan olarak kendisini iyi yetiştirmiş birisi. Görüşleri çok özel. Eğer herkes onun gibi düşünebilse gerçekten de dünya bambaşka bir yer olurdu. Ama işte eşe dosta komik birkaç cümle çıksın diye burada peygamberi bile gömüyorum, yazık bana.

Bu satırları yazarken fark ettim ki ben de artık kurşun döktürmek, kahve falı baktırmak, destelerden tarot kağıdı seçmek istiyorum. Senelerdir ilim ve fennin ışığında yürümek affedersiniz anamı sikti. Saçmalığı görmek değil, saçmalıklara inanmak istiyorum artık! Ancak-fakat inanmakla değil, görmek ve onlara sürekli karşı koymakla lanetlendim sanırım. Bu saatten sonra kimse benden kendine kurban beklemesin.

Ben şu piçi kimin uğruna kurban edeyim?

“Biliyor musun Mert. Cihan Abi bana demişti, ben de Şaman olabilirim.” diye devam etti sözlerine İstemi Abi. “Nasıl yani?” diye sordum.”

“Ben de davul çalıyorum, aynı şamanlar gibi.” dedi. Evet, İstemi Abi de teknik olarak davul çalıyordu. Ancak-fakat şamanlar yüzyıllardır kam tıngırdatırken İstemi Abi sadece gençliğinin bir kısmında rock konserlerinde bateri çalmıştı. Aynı orantıya oturtamamıştım.

“Hem biliyor musun, beni doğa çağırıyor! Ne zaman boş kalsam hemen çadırımı alıp kampa giderim.” diye sözlerine devam etti. Evet, gerçekten de İstemi Abi kamp yapmayı, doğayla vakit geçirmeyi seviyordu. Ancak-fakat en son doğaya açıldığında arabası bir yamacın kenarında yan yatmıştı. Eğer doğa onu çağırıyorsa, onunla alakalı pek de hayırlı planları yok gibiydi.

“Where do we go?
Oh, where do we go now?
Oh, where do we go?
Oh, where do we go now?
Where do we go?
Oh, where do we go now?
Now, now, now, now, now, now, now
Sweet child
Sweet child of mine”

“Neyse Halil İstemi Rh+ Abi, goygoyu bir kenara bırakalım. Şu büyü işine ne diyorsun? Akşam kurşun döktürüp bu kara haberi aldıktan sekiz saat sonra mağazayı açıp çalışmaya öylece devam edemezsin.” dedim.

“Valla Tekirdağ’dan haber bekliyorum, annem bir konuşsun bakalım ne olacak.” dedi. Ardından telefonunu açtı ve annesinin gittiği falcıyı açtı. Söylediğine göre seksen darbesinden sonra Kenan Evren bizzat bu falcıya gitmiş ve darbe sırasında kaybolan bir tankın yerini sormuş. Enteresan bir hikayeydi lakin benzerlikleri vardı. Kronolojik sıra uyuyordu zira Kenan Evren de falcıya gitmeden evvel epey bir kurşun döktürmüştü.

Ordu yönetime el koydu ve akabinde TSK falcıya koştu. Falan filan.

Birilerinin birilerine büyü yaptığı bir dünyayı kabullenemiyorum. Seneler boyunca okul okudum, kendimi geliştirmeye çalıştım, analitik düşünmek için çabaladım ve belki de yarrak kafalının teki arkamdan büyü yaptı. Bunun şüphesi bile korkutucu. Bu nasıl bir çözüm şekli olabilir ki? İstemi Abi kadar kimseye zararı olmayan bir adama bile büyü yapıldıysa, bizim defterimiz dürüleli yıllar olmuş demektir. Nesi battı ulan adamın size? Vespası mı, gülüşü mü, çalışkanlığı mı? Önce şuna bir cevap verin, sonra da artık bir yerlere domuz yağı mı sürüyorsunuz, kaplan daşşağı mı avuçluyorsunuz beni alakadar etmez: Bu neyin öfkesi bu kadar?

Nazarsavar.
Büyüsavar.
Güzel bir aksesuar.

Eğer bir insanla ufak tefek bir sorun yaşarsam, gider onunla konuşur, bu durumu çözmeye çalışırım.

Eğer bir insanla büyük bir sorun yaşarsam, arkamı döner ve bir daha gözümün onu görmesine izin bile vermem.

Eğer bir insanla çok büyük bir sorun yaşarsam, gider hukukun ışığına sığınır, mahkemede hesabını sorarım.

Eğer bir insanla çok ama çok büyük bir sorun yaşarsam, gider onu öldürürüm. Belki mertçe, belki kalleşçe. Ancak-fakat hiçbir zaman büyü yapmak veya yaptırmak aklımın ucundan geçmez. Belki çok basit bir şey gibi görünüyor ama üstünde bir süre düşününce oldukça garip bir durum! Birkaç milyon yıl önce kuyruk sokumundan kıllı ve dip kısmında sıçtığı bokları kurumuş kuyruğuyla savanalarda gezen şu küçük primatlara bak sen! Şimdi kalkmışlar ve bir sabuna kırk bir adet iğne sokarak, acınası şahsi intikamlar almaya çalışıyorlar. Falan filan. Bir şey söyleyeyim mi; yok gezegenler arası seyahat, yok ışık hızında ilerlemek, yok Mars’ta koloni kurmak diye bir sürü bilimsel gündemimiz var ama homo sapiens olarak bizden gerçekten de bir bok olmaz. Yüzyıllar sonra uçan arabalarımız bile olsa, birileri Edirne-Tekirdağ havayolunu kullanarak büyü bozdurmaya gidecek.


Yorum bırakın