Yazdığım onca sayfanın ardından şöyle bir soru sardı bilincimi: Acaba hastalığımın ajitasyonunu veya duygu sömürüsünü mü yapıyorum? Acılarını bir mağduriyet ve haklılık gerekçesi olarak ortaya atan o aptal insanlar gibi mi davranıyorum?
İşte bu yüzden bu kitabın son bölümünü, bu soruya cevap vererek başlamayı istedim.
Geçirdiğim hastalık benden yaklaşık 1.5 sene götürdü. Bu sürenin ilk büyük kısmını, bedenime ne olduğunu bulmakla, ikinci büyük kısmını bedenimin düştüğü durumu tedavi etmekle, üçüncü büyük kısmını ise bu hastalığın getirilerini hayatımdan ve bedenimden atmakla geçirdim.
İlk büyük kısımda, geçiriyor olduğum sancıların, çektiğim acıların, duygu değişimlerinin ve hayata bakış açımın oldukça çelişkili bir biçimde değişmesinin nedenlerini aradım durdum.
İkinci büyük kısımda, yaşadığım her şeyin sebebinin insanlardan kaynaklı olduğunu öğrendim. Doğrudan doğruya ben mi delirmiştim yoksa insanlar mı beni delirtmişti? Bu hala bir muammadır fakat insanların üstümdeki etkisi asla azımsanacak veya küçümsenecek bir seviyede değildi.
Üçüncü büyük kısımda, yaşadığım her şeyi kabul ettim ve özellikle de hayattaki tek dayanak noktam olan insanı toprağa gömdüğümde, tek çözüm yolunun herhangi başka bir şeyde değil, direkt olarak kendimde olduğunu fark ettim.
Tüm bu olayların sonucunda büyük tecrübeler edindim ve bu tecrübeler, herhangi bir insanın bana acıması için kullanacak da değilim. Sadece, dünyaya olan bakış açımda çok küçük sürelerde çok büyük değişiklikler yaptığı için bu sürecimi kitabımın baş köşesine koydum ve tüm fikirlerimi ona bağlı bir şekilde, onun etrafına yerleştirdim. Şimdi ise size şöyle seslenmekteyim:
“Ben bir hastalık geçirdim, sebebini buna bağlıyorum ve bunu insanlık olarak düzeltmeliyiz!”
Ancak-fakat,
– “Ben bir hastalık geçirdim, çok büyük acılar çektim ve şimdi bana saygı gösterin, bana hak verin, dertlerime ortak olup, benimle aynı safa dizilin!” şeklinde sesleniyor gibi gözüktüysem, böyle bir olay yaşandığı için çok üzülürüm. Hastalığını, çarpıcı ölçüde karakteristik görünme telaşı içerisinde sizlere reklam eden birisi gibi gözüktüysem, bu da benim yazı boyunca yapmış olduğum en büyük hata olacaktır. Tüm samimiyetimle hastalığım hakkında şunu söyleyebilirim: Geçirmiş olduğum o sancılı günler için bana acımayın, o türde sancılı günler geçirecek olan kişilere acıyın ve o duruma düşmemeleri için çalışın! Ben zaten faşizmi iliklerine kadar hissetmiş birisiyim, sizden yardımı kendim için değil, tanımadığım insanlar için istemekteyim.
Sizden naçizane isteğim şudur: “Dünyayı ne şekilde etkilediğinizin farkına varın!”
İnanın dünyayı etkilemek eskisi kadar zor bir şey değil. Tüm dünyayı tek bir çatı altında toplayan bir alemimiz var artık ve ona ‘sosyal medya’ demekteyiz. Orada paylaştığımız herhangi bir fotoğrafın, herhangi bir sözün, herhangi bir videonun, bir başkasını nasıl etkileyeceğini asla bilemeyiz. İşte bu yüzden, soyut bir ortam gibi gözükse dahi, çok büyük somut sonuçlar doğuran o alemde dikkat edelim. Dünyayı etkilemek eskisi gibi zor değil fakat dünyayı ne şekilde etkileyebileceğimizi bilmek, kolay kolay kestirilebilir bir şey de değil. En ufak bir hareketimiz, dünyanın her ucuna bir ‘bilgi’ olarak düşmekte ve en naif duygunun bile dünyanın diğer ucundaki bir bilinçte nasıl kök salacağını, nasıl geri dönüş sağlayacağını bilemiyoruz. Bu yüzden sosyal medya dediğimiz o alemi, faşist tavırlarımızın ve faşist düşüncelerimizin membaı haline getirmeyelim. Ve tüm bu şeyleri, sokağa çıktığımızda, tatile gittiğimizde, okulda sıraya oturduğumuzda, trafikte araba sürdüğümüzde, işyerinde çalışır durumda olduğumuzda da yapmayalım. Şehir hayatında iletişim temaslarının çok kısa olduğunu bir sürü defa söylemiştim fakat hayatımızda istisnalara da yer verelim, bazen an geliyor ki ne kadar kısa veya ne kadar önemsiz olsa da, bir temas, alakasız bir insanın hayatını değiştirebiliyor.
Size şunu söylemekteyim: İnsanlıktan umudunuzu kesmeyin! Şu anda bir aptal sürüsü gibi duruyoruz fakat bizler asla aptal değiliz, sadece savunduğumuz şeyler bizi bu hale getiriyor! Biz aptal değiliz, sadece inandığımız şeyler bizi bu hale getiriyor. Biz aptal değiliz, sadece sahiplenmeye çalıştığımız bazı şeyler bizi bu hale getiriyor. Biz aptal değiliz, sahip olduğumuzun farkına varamadığımız faşizm bizi bu hale getiriyor. Biz aptal değiliz, bizden umudunuzu kesmeyin!
Eğer birisine selam veriyorsanız sokakta, şöyle söyleyin,
“Merhaba!”
İçinizdense, faşizmi yenene kadar şu cümleyi geçirin,
“Hey Faşist, Merhaba!”
Eğer birisi selam verirse size sokakta, şöyle duyun onu,
“Merhaba!”
İçinizdense, faşizmi yenene kadar şunu anlayın,
“Hey Faşist, Merhaba!”
Eğer bir gün beni görürseniz sokakta, şöyle selam verin,
“Merhaba!”
Merak etmeyin, sizi şöyle anlayacağım,
“Hey Faşist, Merhaba!”
Ben de şöyle karşılık vereceğim sana,
“Merhaba!”
Ama sen beni, lütfen şöyle anla,
“Hey Faşist, Merhaba!”
İşte, her şey bu kadar basit. Sözlerinizde değil, düşüncelerinizde değişiklik yapmanız gerekecek. Babanıza, annenize, berber Oğuz’a, bakkal Selahattin’e, bekçi Selim’e, hemşire Okşan’a, öğretmen Fatma’ya verdiğiniz selamlar değişmeyecek, onlara selam verirken düşündüğünüz şeyler değişecek! Onların faşist olduklarını bilmeyerek verdikleri selamları, onların da faşist olduklarını bilerek kabul edin ve ona göre karşılık verin. Ardından buna da şu ismi verin: Faşistlere Merhaba.
Tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki, sosyal faşizmi bilmek, toplumun geldiği nokta hakkında ve günlük hayatınızdaki olaylar karşısında size bir sürü fikir verecek. Hayata bakış açınızda belki köklü, belki küçük değişiklikler olacak. İnsanların hareketlerindeki, sözlerindeki, bakışlarındaki alt anlamları fark etmeye başlayacaksınız. İşte bu yüzden sosyal faşizmi iyi tanıyın, bıkmadan, usanmadan selam verin onlara ve asla kendinizden umudunuzu kesmeyin. Eğer faşistlere yenilip de topyekün delirmezseniz, soytarıların sofrasında buluşacağız. Emin olun asıl savaş orada, kukuletalı faşistlere karşı başlayacak. O güne kadar da şunu unutmayın: Faşizm, insan aklının vebasıdır ve sonumuz, söylediğimiz sözler duymazdan gelindiği sürece değil, kendi söylediğimiz sözlere inancımızı kaybettiğimiz zaman gelecektir. Tam burada size bir not bırakmak istiyorum; bir faşistin insafına kalmayı gerçekten istemezsiniz.
