Faşistlere Merhaba! – 1

Faşizm, ulaşabileceği doruk noktasında insana ne kadar zarar verebilir?

İşte bu soru kulağımızdan içeri girdiği anda, birkaç saniyeliğine donup kalmalı ve cevabı hakkında ciddi ciddi düşünmeliyiz.

Faşizm doruk noktasındayken, insanlar insanları acımasızca öldürebilir. Faşizm doruk noktasındayken, herkes insan olduğu için kendinden utanır hale gelebilir. Faşizm doruk noktasındayken, tüm dünyanın yaşam kalitesi inanılmaz seviyelere inebilir. Faşizm doruk noktasındayken, insanı insanlara öyle bir kırdırır ki aynı anadan doğan iki kardeş bile birbirine silah çekebilir. Peki ya bununla sınırlı kalır mı? Tabii ki de hayır. Faşizm doruk noktasındayken, on nesil sonraki torunumuzun hayatını bile cehenneme çevirebilir. Faşizmin etkisi yıkıcı olduğu kadar kalıcıdır da!

Artık hiçbir şey eskide olduğu gibi değil. Faşistin eline silah ya da bıçak almasına lüzum kalmadı. Faşistin çeşitli planlar yapmasına da gerek yok. Faşistin eline kan bulaşması bile gerekmiyor! Hatta faşist, kendimi aklamaya ihtiyaç bile duymaz. Çünkü faşistin silahı, iletişimin çağ atladığını zamanımızda yeterli bir uzaklıktan söylediği keskin sözleridir. Günümüzdeki faşistlerin toplara, tanklara, tüfeklere, hançerlere, zehirli gazlara ya da kılıçlara gereksinimleri yoktur. Onların silahı, büyük bir acımasızlık ve nefretle kurdukları vahşi cümlelerdir. Ellerine kan sıçramadığı için onları fark edemeyebilirsiniz lakin onlar dünyamızın en büyük katilleridir. Onlar, ağızlarını şerre açanlardır.

Faşizmin doruk noktasına ulaşmasına izin vermeden, yıkıcı etkilerinin hayatımı mahvetmesini bir şekilde engellemiş birisiyim. Benim gibi bir insan bunu nasıl becerebildi? Çok mu zekiyim? Hayır. Çok mu erdemliyim? Hayır. Psikolojim çok mu sağlam? Hayır.

Faşizmi yenmek için, normal bir insanın seçmek istemeyeceği bir temizlik yöntemi kullanmak zorunda kaldım. Delirdim.

Sonrasında hiçbir delinin seçmek istemeyeceği bir yola girdim. Bir miktar akıllandım.

Faşizmi bu şekilde yenmeyi seçmek bana pahalıya mal oldu. Duvarlar üstüme üstüme geldi, nefes alışverişlerim zorlaştı, kimi zaman vücudum bu strese dayanamayıp titreme ve istifra krizleri yaşadı. Beynimin, düşüncelerimin kontrolünü kaybettim, organlarıma zarar veren ilaçları şifa bulmak amacıyla kullanmak zorunda kaldım, elimdeki tüm mana ve değerleri yıkmak, parçalamak, unutmak zorunda bırakıldım. Sıkıntılarım, manevi ve fiziksel anlamda o kadar üst seviyelere çıktı ki, gün geldi ve deliliğime de savaş açtım. İşte o an, akıl sağlığımı geri kazanmak ile hayatı ruhuma zindan eden faşizmi yenmek aynı manaya denk düşer hale geldi. Ve delirişim, kusurlarımı ya da hatalarımı düzelttiğim gün değil, insanların faşizmini yendiğim gün bitti. Şimdi rahatlıkla söyleyebilirim ki, faşizm beni öldüremedi ama faşistler az kalsın benden akıl sağlığımı alıyorlardı! İşte bu saatten sonra da tüm savaşım, yaşadığım bu teğetedir! Ya başarılı olamasaydım? Ya delirseydim ya ölseydim ya da istedikleri birisi olsaydım? Ya beni de bir faşiste çevirmeyi başarsalardı? Tanrıya ya da evrene, vicdanıma ya da kalbime, ruhuma ya da herhangi bir başka varlığa nasıl hesap verirdim? Faşizmin günahını ödeyecek cehennemi hiçbir Tanrı yaratmadı.

Hayatımda oldukça büyük şoklar yaşadım, bu beni delirtti ve aslına bakılırsa yine onlar beni kendime getirdi. Vakti zamanında kanımla, etimle, düşüncelerimle, içimdeki güçle beslenen bu travmayı yaşamak istemezdin fakat aylar sonra dönüp baktığımda, bu faciada uhrevi bir yarar görmekteyim.

Öyle ya da böyle, faşistlere karşı savaşımı kazandım ve zaferimden sonra da ruhsal ve bilişsel yönden toparlandım. Şimdiyse bu satırları yazarak, asıl mücadeleme içten bir selamla başlıyorum: “Merhaba faşistler! Merhaba!”