Kızgın Adamlar – 7

Bohemya’nın en üst katında, eskiden sadece önemli toplantılar için kullanılan, pencereleri kilitlenebilen, ses yalıtımı olan küçük bir oda vardı. O odada şimdi bir masa ve iki sandalye bulunuyordu. Bir sandalyede Luther diğerindeyse Karamuk oturuyor, önlerindeyse çeşitli yemekler bulunuyordu. Pilav, soya sosunda marine edilmiş tavuk, çoban salata ve patates kızartması. Bu yemekler Birimler Sokağı evlerinin değişmez öğünlerinden birisiydi. Yine de Karamuk bu yemekleri Luther’e sanki bir ziyafetmişçesine sunmuş, hizmette kusur etmez bir şekilde onu sofraya davet etmişti. Sohbetleri yemek öncesinde başlamış, havadan sudan konuşmuşlardı. Ardından ikisinin de iyice acıkmasıyla ortadaki tencerelerden yemekler tabaklara alınmış, yenmek üzere hazır hale getirilmişti. Karamuk’un normalde eşkıya diyebileceğimiz bir insan olmasına rağmen Luther’e karşı böylesine nazik olmasının tek sebebi vardı, paranın kokusunu almıştı. Odadaki perdenin arkasında, pencere denizliğinin arkasına bir silah saklamıştı ve amacı, Luther’i hiç beklemediği bir anda öldürüp, üstündekileri ve çantasındakileri yağma etmekti.

Luther, tabağına doldurduğu yemekleri yavaş yavaş yemeye başlamışken, Karamuk onu gülümseyerek izliyordu. Bunu fark eden Luther,

– “Bunları kim yaptı?” diye sordu.

– “Mutfak işlerine Cem ile Can bakar.”

– “Epey lezzetli.”

– “Öyledir.”

Karamuk sürahiden bir bardak su doldurdu kendine, ağzı feci halde kurumuştu. Suyunu içerken odanın kapısı açıldı, içeri Samet girdi. Yüzü gözü bembeyaz olmuş şekildeydi, eli ayağı titriyordu. Karamuk onu o halde görünce şaşırdı ve ne olup bittiğini sordu. Samet onu dışarı çağırdı.

Karamuk yavaşça sandalyeden kalktı, Samet’in suratına manalı manalı bakarak dışarıya çıkarken Luther’e dönüp,

– “Birazdan gelirim, keyfine bak.” dedi.

Samet ile Karamuk dışarı çıktığında, Samet tam olanları anlatacakken, Karamuk kapıyı kapattığı gibi kilitledi. Bu durumun anlamsızlığını fark eden Samet sustu ve yürümeye başladı. Karamuk arkada, Samet önde, Bohemya’nın ikinci katına indiler. Karamuk’un aklında çeşitli soru işaretleri varken, Samet bir odanın kapısını açıp içeri girdiğinde Karamuk şoke oldu. Odadaki yatağın üzerinde, Bohemya’ya sık sık müşterileriyle gelen bir fahişe vardı ve yaşam belirtisi göstermiyordu.

– “Bir kriz anı yaşadım.” dedi Samet. Karamuk bir şey söylemedi.

– “Uzun zamandır yapmamıştım… benimle dalga geçti.”

Karamuk derin bir iç çekti, yatağa yaklaştı, kadının boynuna baktı. Samet, kadını elleriyle boğarak nefessiz bırakmış ve öldürmüştü. Şu an için durum, oldukça boktan bir haldeydi.

Karamuk cebinden para çıkarttı, Samet’e uzattı ve,

– “Markette ne kadar lavabo açıcı varsa al, gel.” dedi.

Samet hızlıca çıkıp gittikten sonra Karamuk aşağı indi. Aklından, Luther’in yukarıda olduğu resmen silinip gitmişti. Tek amacı, aşağıdaki mutfakta bol miktarda sıcak su hazırlamaktı. Niyeti fahişenin cansız bedenine lavabo açıcı ile kaynar su dökmek ve cesetten kurtulmaktı. Daha önce yapmış olduğu bir şey değildi fakat yıllar yılı aklını meşgul eden bir yöntemdi ve aniden gelişen bu olay neticesinde mantık çerçevesi içinde düşünmeden, şartlanmış bir şekilde bu yöntemi denemeyi seçmişti. Mutfakta ne kadar tencere ve kap varsa hepsine su doldurup ocağa koyuyor, su kaynatıyordu. Kaynayan suyu paspas kovasına döküyor, tencereyi tekrar doldurarak tekrar su kaynatıyordu. Bir süre sonra kan-ter içinde kalmış Samet girdi içeriye, tam yukarı çıkacakken mutfağın kapısından içeri gayriihtiyari bir biçimde baktı ve Karamuk’u gördü. Geri dönüp onun yanına gitti, Samet üvey kardeşinin amacını hiç sorgulamıyordu fakat bu yöntemden oldukça endişeli olduğu görülüyordu. Karamuk, kaynar su biriktirdiği paspas kovasını ve Samet’in elindeki iki poşeti aldı, Samet’e su kaynatmasını söyledi ve hızlıca yukarı çıktı. Odadan içeri girdiğinde ilk iş ceketini çıkartıp bir kenara attı ve fahişenin cansız bedenini tuvalete taşıyıp, küvete attı. Ardından bir paket lavabo açıcı döktü bedenin üzerine ve paspas kovasındaki suyun yarısını boşalttı. Bedenin üstünden değişik bir buhar ve pis bir koku çıkmıştı, Karamuk gözlerinin yandığını hissetti. Tuvaletten çıktı, odanın tüm pencerelerini sonuna kadar açtı. Ardından cesedin üzerine bir paket daha lavabo açıcı döktü, paspas kovasındaki kalan suyu üzerine boşalttı.

Yaklaşık yarım saat geçtikten sonra hal-durum resmen içler acısıydı. Samet’in getirdiği kaynar sularla beraber Karamuk epey bir lavabo açıcı kullanmış, fahişenin cesedini tanınmaz hale getirmişti. Ancak-fakat ortaya çıkan koku ve görüntü öylesine iğrençti ki Karamuk sık sık öğürüyor, kusuyordu. Yine de yapacak bir şey yoktu, bu cesedi bir şekilde ortadan kaldırmalıydı.

Tüm bu işlemin başlamasının üstünden aşağı yukarı bir saat geçmişti ki, tüm lavabo açıcı tozlar bitmişti, Samet ve Karamuk bitap hale düşmüştü. Ancak-fakat küvetin içinde fahişenin kemiklerinin büyük bir kısmı ve biraz et parçası kalmıştı. Ayrıca oda öylesine pis kokmuştu ki, Samet son kaynar su takviyesi yapmak için odadan içeriye elinde paspas kovasıyla girdiğinde kendisini bayılacakmış gibi hissetmişti.

Karamuk kendisini çok kötü hissediyordu. Defalarca kusmuş, lavabo açıcının kaynar su yedikten sonra ortaya çıkardığı pis kokuyu dakikalarca solumuş ve küvetteki o insanlık dışı görüntü beynini ve yüreğini paramparça etmişti. Karamuk bir sigara yaktı, odanın penceresine doğru yürüdü ve içine temiz hava çekti. Bir süre boyunca dışarıyı izleyip düşündükten sonra Samet’ten bir bavul getirmesini istedi. Samet odadan çıkınca tuvalete girip soğuk suyu açtı ve sigarasını küvete attıktan sonra fahişeden geriye kalanların üstüne bol bol su tuttu. Samet geri döndüğünde Karamuk’un tüm gücü artık elinden ayağından çekilmişti ve Samet’e, kalan parçaları bavula doldurmasını, uzak bir çöpe atmasını ya da yemeleri için köpeklere vermesini söyledi.

Karamuk odadan hızlıca dışarı çıktı, aşağı indi. Başı dönüyor gibiydi, benliğini kaybetmişti. Yalpalayarak Bohemya’dan dışarı çıktı. Çardaktaki pisliklerin arasından sarhoş gibi yürüyerek kendisini sokağa attı. Gece iyice gücü ele almıştı, havada hiç bulut yoktu ve bir sürü yıldız olabildiğince parıldıyordu. Karamuk yeniden istifra etmeye başladı, sokağın bir köşesine sesli şekilde kusuyordu fakat etrafta hiç insan olmadığı için kimse onun farkında değildi. Tam o sırada adım sesleri duyar gibi oldu. Kafasını kaldırdı, sesin geldiği yere baktı. Cem ile Can ona doğru yavaş yavaş yaklaşıyordu.

– “Kötüyüm. Çok kötüyüm…” diyebildi Karamuk. Cem pis pis sırıttı, Can ise bir sebepten dolayı pişman gibiydi.

– “Demek sıçanotunun ayarını iyi tutturmuşuz.” dedi Cem. Ardından kemerine sıkıştırdığı bıçağı çıkarttı, birkaç kez üvey kardeşine sapladı. Karamuk ne olup bittiğini anlamamıştı ki acısına bir de bıçak darbeleri eklenmişti. Yere yığıldı, gökyüzüne bakmaya başladı, her şey elinden kayıp gidiyordu sanki. Vücudundaki derin sancı ve bıçak yaraları ona öylesine acı çektiriyordu ki, hayvan iniltisine benzer bir ses çıkarmaya başlamıştı. Gözünden yaş geliyor, eğer ölecekse bunun hemen yaşanmasını istiyordu. Ancak-fakat ölümü kan kaybından, yavaş yavaş gerçekleşti. Son nefeslerini verirken de, üvey abilerinin başında durup, ihanetleri hakkında konuştuğu şeyleri dinlemek zorunda kalmıştı. Ölmeden önce öğrendi ki, Cem uzun zamandan beri Can ile bir olup onu öldürme planı yapıyordu. Zira Karamuk sokakta gücü eline almıştı ve onlar, her zaman olduğu gibi şimdi de üvey kardeşinin gölgesinde kalmışlardı. İşi tersine çevirmek için yapılacak tek bir şey vardı, cinayet. Ancak-fakat Can günah işlemekten öylesine korkuyordu ki, Cem onu bu iş için ikna etmek için aylarını harcamıştı. Onu en sonunda ikna eden şey ise, Luther’in odadan çıkıp, Cem’e hak vermesiydi. Ve işte şimdi Can, üvey kardeşinin başında az da olsa pişman bir şekilde duruyor, acı çeken Karamuk’u izliyordu. Samet, küvetteki kemikleri bavula doldurduktan sonra hızlıca otelin içinden çıkmış, Bohemya’nın arka bahçesine bir çukur kazarak fahişeden geriye kalan parçaları gömmüştü. Bu yüzden kardeşlerinin, üvey kardeşini öldürdüğünden habersizdi. Hatta ve hatta işini bitirince otelin dışına çıkmış, Karamuk’un cesedinin olduğu yerin tam tersine doğru ilerleyerek sokağı terk etmişti. Amacı, bir süre boyunca etrafta görünmemek, etrafın durulmasını beklemekti.