Yanan Cennetin Ölüleri – 11

Monetini’yi ve Veirstraj’ı devriye gezmeleri için köyde bırakmış, Pyaedus, Xantes ve Bailder ile köyün güneydoğusunda bulunan ormanda ilerliyordum. Amacımız akşam köye yapılan saldırıyı araştırmak ve Henn’i bulmaktı. Çocukluğundan beri ormanda bolca vakit geçiren Pyaedus en önde yürüyor, yıllardır biriktirdiği tecrübelerine rağmen en ufak bir iz bile göremiyordu yerde. Bu yüzden resmen kör bir biçimde ilerliyor, nereye gittiğimizi tam olarak bilmiyorduk.

Bailder,

– “Bu yol böyle bitmez.” dedi. Onun, sessizliğimizi öldürürcesine yıkan bu cümlesi üzerine,

– “Nasıl biter?” diye sordu Xantes.

– “Herman Hesse’yi tanır mısınız?”

Pyaedus ve Xantes bir şey söylemedi. Bense,

– “Bilirim.” dedim.

– “Peki ya ‘Transzendieren’i bilir misin?”

– “Ne? ‘Transzendieren’ mi? Şuna adam gibi ‘Stufen’ desene.”

Bailder durdu, kafasını bana doğru çevirdi,

– “Biliyorsun!” dedi şaşırarak.

– “En sevdiğim şiirlerden birisidir.”

– “Biliyor musun, benim de!”

– “Ortak noktamızı çok geç bulduk Bailder, ölmeye beş kala.”

– “Boş ver, zaten o şiiri okumak beş dakikamızı bile almaz.”

– “…”

– “Her çiçeğin sararması gibi ve her gençliğin yaşlanması gibi ilerler yaşam basamağı!”

– “Her bilgelik ve her erdem büyür kendi zamanında, sonsuza kadar süremez!”

– “Yürek her yaşam çağrısında hazır olmalı vedaya ve yeniden başlamaya, cesaretle ve hüzün olmaksızın, başkasıyla yeni bağlar kurabilmek için!”

– “Ve her yeni başlangıçta bir büyü gizlidir, bizi koruyan ve yaşamamıza yardım eden!”

– “Biz sadece bir yurda saplananlar gibi olmayıp, neşeyle mekan mekan dolanmalıyız!”

– “Dünyanın ruhu bizi zincirlemek ve sıkmak istemez. O bizi basamak basamak yükseltmek ister devamlı!”

– “Zar zor, bir yaşam alanını yurt belleriz ve güvenle alışırız. Böyle çöker yorgunluk!”

– “Her kim ki ayrılığa ve yolculuğa hazırdır, ancak o felç eden alışkanlığa karşı durabilir!”

– “Belki bir gün ölüm saati de gelecek, bizi, o yeni mekanlara genç olarak yollayan. O zaman da yaşamın çağrısı asla bitmeyecek!”

Bailder son cümlesini de bitirdiği anda, şiirin son satırını haykırarak söyleyecektim ki bir süredir bizi dileyen Pyaedus en önden bağırdı tüm gücüyle.

– “Bundandır ey yürek, veda et sağlığına!”

Sessizlik tekrar çöktü aramıza. Sadece birkaç cıvıldayan kuşun ve adımlarımızın sesi vardı. Gördüklerimizde de bir çeşitlilik yoktu, her yer sadece yeşil ve yaşlı kahverengi rengindeydi.

– “Ölmedik işte…” dedi Xantes. Ona bir tek ben baktım, belki de onun bu sözünü bir tek ben duymuştum.

– “Olsun, yine de veda etsin yüreğin.” dedim. Gözlerimin içine bakarak kafasını salladı ve,

– “Edeli çok oldu.” dedi. Önüme bakıp, yürümeye devam edeceğim anda, yaklaşık beş metre ilerimizde yürüyen Pyaedus’un durduğunu gördüm. Bir süre yere baktıktan sonra yavaşça eğildi, ayaklarının dibinde duran bir şeyi aldı. Bir süre inceledikten sonra arkasını döndü ve bize elindekini gösterdi. Neredeyse her yeri kana bulanmış bir sargı bezi. 

– “Sanırım birisini yaralamışız. Ya da Henn’in yaşam sıvısı bu…” dedi Pyaedus.

Çömeldiği yerden kalktı, sonra da,

– “İşimiz artık daha kolay, kan izleri var.” dedi.

Tekrar yürümeye başladık, ilerledik. Kan izleri nereye doğru gidiyorsa, biz de oraya doğru gidiyorduk. Bir vakit sonra kan izleri bizi patikanın dışına doğru çıkardı ve resmen küçük bir tepelikten yukarı doğru çıkmaya başladık.

En sonunda dağın tepesine ulaştığımızda, yaklaşık elli metre ilerimizde dağın yamacında iki kişi gördük. Öylece yüzükoyun yatmışlardı, adımlarımızı hızlandırdık ve oraya ulaştığımızda yatanlardan birisinin Henn olduğun gördük. Hemen yanına gittim, bir kolundan tutup çevirdim Henn’in cesedini. Göğsünde bir sürü yara izi vardı, büyük ihtimalle bir avcı bıçağıyla öldürmüşlerdi onu.

Kimse bir şey söylemiyordu, kaldı ki zaten söyleyecek bir şeyimiz de yoktu. Hairrtre’yi ve Henn’i kaybetmiş, toplamda altı kişi kalmıştık.

– “Silahını da almışlar.” dedi Pyaedus. En azından benim için pek önemli bir konu değildi bu, böyle bir zamanda silah kaybetmiş olmak, can kaybetmiş olmanın yanında hiçbir şeydi.

– “Acaba onu niye buraya kadar taşımışlar?” diye sordum.

– “Belki onunla ilgili başka planları vardı.” dedi Bailder.

– “Ne gibi?” diyerek, ikinci bir soru sordum. Hiç kimse bir şey söylemedi. Zaten bu topraklarda, üstelik bir de savaş zamanında, hiçbir eylemin hiçbir anlamı yoktur.

Xantes hareketlendi, Henn’in yanındaki cesedi çevirdi. Bu kişi, göğsünün sağ tarafından vurulmuş bir yabancıydı.

Xantes bana baktı, ben de ona baktım.

– “Al.” dedi.

– “Ne?” diye sordum.

– “Hiç yabancı insan tanımadığını söylemiştin bana. Al… al sana yabancı insan. Artık neye benzediklerini biliyorsun.”